Soyarken Gözlerden Yaş Getiren, Lezzetiyle Güldüren Sebze; Soğan

Soğan; düşük kalorili ve sağlıklı yemekler hazırlamak için günlük hayatımızda en yaygın olarak kullandığımız sebzelerden biri. Çiğ ya da pişmiş olarak yemeklerinize, salatalarınıza harika lezzet ve aroma katar. Sarımsak, pırasa, frenk soğanı ve arpacık soğanıyla aynı familyadan (Allium) olan soğan, bu ailede yer alan diğer sebzeler gibi sülfür içerir.İçeriğindeki sülfürler, kanın pıhtılaşma riskini azaltarak damar tıkanıklığını önler; kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini azaltır.
Soğan B ve C vitaminleri ile kalsiyum, demir, iyot, magnezyum, fosfor, potasyum, çinko, bakır, manganez ve selenyum mineralleri bakımından zengin bir sebzedir. Soğan, antibiyotik benzeri etkisi ile soğuk algınlığı, grip, astım ve bronşit hastalıklarında faydalıdır. Nefes yollarını açar ve öksürüğü keser. Mikrop öldürücü etkisi vardır. Vücuttaki ve kandaki zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırır. Akdeniz beslenme tarzında çokça tüketilmektedir. Anadolu insanının yumruğuyla kırdığı soğan, ekmeğine yol arkadaşı olan baş gıdasıdır. Peki soğanın kilo vermenize katkı sağladığını biliyor musunuz?

Soğan zengin lif kaynağıdır.

Lifli besinler sindirim için son derece yararlıdır, kolesterolün vücutta birikmesini önler ve besinlerin daha iyi emilimine yardımcı olur. Soğan, sağlıklı bağırsak fonksiyonları için de çok faydalıdır.

Soğan kan şekerini düzenler. 

Kilolu olmak, kandaki şeker metabolizmasının dengeli olmaması ile ilişkilendirilir. Kandaki şekerin ani olarak yükselmesi ve hızla düşmesi, yemek yemenizi etkiler ve sık sık açlık duygusuna neden olur.

Vücudunda krom minerali az olanlar sık sık acıkır, bu da iştah kontrolünü engeller ve yağlanmaya neden olur. Krom eksikliği, vücudun kilo kaybı mekanizmasının yavaşlamasına neden olur. Soğan içeriğindeki krom ile hem kan şekerini düşürür hem de insülin seviyesini artırır.

Kuersetin metabolizmanızın daha hızlı çalışmasını sağlar.

Soğanın içeriğindeki kuarsetin, yağ metabolizmasını hızlandırmaya yardımcı olan flavonoid türü bir antioksidandır. Soğan, içeriğindeki kuersetin adı verilen antioksidanlar sayesinde kansere karşı koruyucudur ve kolesterolün okside olup damar çeperine yapışmasını engeller. Ayrıca, enflamasyonu azaltır ve kansere yakalanma riskini düşürür.
Soğanda bulunan kuersetin ve antosiyoninler için;
Soğanı pişirmek bazı antosiyaninlerin tahrip olmasına sebep olur, ama kuersetin zarar görmez. Yine de siz, soğanı pişirirken mümkün olan en düşük ısıyı kullanın, bu daha az besin kaybını sağlar. Soğanı soyarken genel eğilim dış kabuğu soyma yönündedir, özellikle kırmızı soğanın dış kabuğunda daha fazla kuersetin ve antosiyonin bulunduğundan, dış katmanlarını çok sayıda soyup atmamalısınız!

Soğan çorbası İle yağ yakın ve toksinleri atın! 

Vücutta toksinlerin birikmesi ile metabolizma yavaşlar. Toksinlerden kurtulmak için soğan çorbası etkili bir seçenektir. Soğan çorbasını hazırlarken; soğan, lahana, olgun domates, yeşil biber, kereviz sapı, su, tuz ve biber kullanacaksınız.

Soğan ve çeşitleri;

Pek çok çeşidi vardır. İster taze, ister kuru, ister pişmiş, isterseniz de çiğ olarak tüketin; ama mutlaka her gün soğan tüketin! Soğanı; sarı, beyaz, kırmızı, arpacık, taze ve kuru olarak kullanabilirsiniz. Ayrıca soğan ilave edilmiş salatalar, çorbalar ve tüm et, tavuk ve sebze yemekleri daha lezzetli olur.

Soğanın midede yanma yapmasından şikayetçi olanlar ise iç zarını soyarak tüketebilirler.Soğanı kızartarak ya da kavurarak kullanmayın. Bu pişirme şekli ile soğanın hem faydalı özelliklerini azaltmış olur hem de gereksiz kalori almış olursunuz. En faydalı olanı ise taze yeşil soğanın yenilmesidir.

Taze soğanı her mevsim bulmak mümkündür. Salata ve yemeklerin yanında bolca tüketebilirsiniz. Beyaz kısmı bol miktarda A vitamini; yeşil kısımları ise bol miktarda C vitamini içerir. Arpacık soğanla ağır ağır fırında pişirdiğiniz et yemeği ise, soğanın nefis şekerli tadı ile damağınızda muhteşem bir tat bırakır!

Soyarken gözlerinizin yanmasına neden olur.

Soğanı soyarken gözlerinizin yanmaması adına; çok keskin bir bıçak kullanmak, doğrama işlemi sırasında ayakta olmak (bu şekilde soğanın gözlerinizden daha uzakta olmasını sağlarsınız), açık bir pencerenin önünde olmak, soğanı soymadan önce soğutmak (böylelikle gaz üretim hızı düşer), akan suyun önünde soymak gibi önlemlere başvurabilirsiniz. Soğandaki sülfürlü bileşenler en yoğun olarak kökünde bulunduğu için, en son soğanın kökü soyulmalıdır. Ayrıca soyarken mum yakmayı deneyin; mumun sıcak alevi, göz yaşına neden olan buharı çeker ve havaya yayılan buhar miktarını azaltabilir.

Soğan havayla temas ettiğinde içerdiği yararlı maddeler kaybolur. Bu yüzden sadece kullanılacağı zaman soyulmalı ya da küçük parçalara ayrılmalıdır. Doğrandıktan 30 dakika sonra, soğan içerisinde bazı ayrışmalar meydana gelir ve bu ayrışma maddeleri, hassas bağırsak ve midede gaz toplanmasına, mide ekşimesine ve karın ağrılarına neden olur.

Soğanın kokusunu sevmeyiz! O yüzden; 

Soğanı yedikten sonra ağızda bıraktığı kokuyu gidermek için dişleri fırçalamak, ekmek, maydanoz veya karanfil çiğnemek ya da bir miktar süt içmek faydalı olur. Soğan soymaya başlamadan önce parmaklarınızı sirkeye batırırsanız, kokunun elinize bulaşmadığını göreceksiniz.

Nasıl saklanmalı? 

Soğan; oda sıcaklığında, iyi havalandırılan, karanlık ve loş bir ortamda saklanmalıdır.Patateslerden salınan nem, soğanların yumuşamasına neden olacağı için birlikte saklanmaları sakıncalıdır.

Sırada harika bir tarif var;

Bir adet kırmızı soğanı piyaz şeklinde doğrayın. Doğradığınız soğanın üzerine 3-4 kaşık soya sosunu, 1 yemek kaşığı nar ekşisini, 1 yemek kaşığı sızma zeytinyağını ve bir avuç maydanozu ilave edin. Yemeklerin yanında nefis bir garnitür olacaktır!

0
0

0 Yorum

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.