Banu Kazanç – Beslenme ve Diyet Uzmanı | Geleneksel Beslenmeye Dönmek

Geleneksel Beslenmeye Dönmek

Çağımızın en önemli sağlık sorunlarından biri olan şişmanlık (obezite);  teknolojinin getirdiği yaşam şekline paralel olarak gelişen ayaküstü beslenmenin toplumda yaygınlaşması ile artmaktadır. Karşılaşılan sağlık sorunları ise bizi bugünkü beslenme biçimimizi sorgulamaya, ister istemez eski alışkanlıklarımıza dönme arayışına itmektedir.

Beslenme Modeli Nasıl Değişti?

Kırsal yaşamdan kentsel yaşama dönüş, beslenme alışkanlıklarında değişimi başlatmıştır. Kentin hızlı yaşam biçimi, zamanda kısıtlılığı da beraberinde getirmiştir. İlerleyen zamanlarda, kadının iş alanında yerini almasıyla birlikte, iyi yemek yapmanın üstün bir beceri olduğu dönemlere özgü, saatler süren, uğraşı gerektiren, zahmetle hazırlanan lezzetli yemekler, yerini daha kolay yapılan pratik yiyeceklere bırakmıştır.

Bu günün dünyasında her şeyin süratle yapılması istenmektedir, yemek yemede bu kervana katılmış, hızla yapılan bir eyleme dönüşmüştür. Yemek olarak artık kısa sürede hazırlanan tost, döner, lahmacun, simit, pizza, hamburger, kızarmış patates, kumpir gibi yiyecekler ve beraberinde gazlı içecekler tercih edilir olmuştur.

Yeni Yemek Biçimi

Önceleri yemek biçimi ve saatlerini, gün ışığına bağlı yaşam stili ve tarlada çalışma koşulları belirliyordu. Elektriğin keşfi ile çalışma saatleri uzadı, hava karardıktan sonra da yemek yenmeye başlandı. Bu aynı zamanda kentliliğin, bir bakıma da statü ve zenginliğin işareti oldu. İlerleyen zaman diliminde, tarıma bağlı geleneksel aile hayatı yerini sanayinin içinde olduğu döneme bıraktığında ise bu tarz yemek yeme yaygınlaştı, işçiler fabrikadaki vardiyalı çalışma saatlerine bağlı olarak belli zamanlarda yemeğe başladılar. Ayrıca işçilerin işlerini makineler yardımı ile sürdürmesi ve kol kuvvetinin gerektirdiği eskisi gibi bir enerjiye ihtiyaç duyulmaması da yeni bir beslenme sisteminin yerleşmesini kolaylaştırdı.

Geleneksel üç öğün yeme ve özellikle büyük akşam yemeği yeme alışkanlığı giderek artmaya başladı.

Öncesinde toprakla uğraşan insanların, dayanıklı ve güçlü görünümü ile iri ve kıvrımlı hatlara sahip olması isteniyordu, kilolu olmak gücün göstergesiydi. Sanayileşmiş kent yaşamında ise, hastalıkların daha çok kilolu olmadan kaynaklandığı olgusu ve modaya uygun olarak değişen estetik görünüm algısı, zayıf olmayı makbul kıldı.

Geleneksel Beslenme Modelinin Yavaş Yavaş Terk Edilmeye Başlandığı Döneme Geçiş

Geleneksel beslenme ile glisemik indeksi düşük, doğal tarım ile yetiştirilen vitamin ve minerallerden zengin sebze ve meyveler, özgürce otlayan, dolaşan hayvanların etleri, sütleri, yumurtaları; yerini tereyağ yerine margarine, glisemik indeksi yüksek, rafine edilmiş, işlenmiş, kimyasal gübreli tarım ürünlerine, hormonlu, katkılı yiyeceklere terk etmeye başladı. Buna ilave olarak, plastik ambalaj, kutu, raf ömrünü uzatmaya yarayan, lezzeti, kıvamı arttıran katkılar, genetiği değiştirilen ürünler bu döneme damgasını vurmuştur.

Bu gün ise giderek artan ve sağlığımızı bozan ekolojik dengede insan eli ile yaratılan olumsuz değişikliklerden söz ediyoruz. Sonuçta ise gelinen noktada , yeni tarımsal teknikler kullanılarak üretilen  tarım ürünlerinin zararlarından  ve  geliştirilen yöntemlerin, giderek daha sağlıksız bir  beslenmeyi işaret ettiğinden  yakınıyoruz.

Dünya nüfusun hızlı bir şekilde artması ve başlarda bu artan nüfusun yeme ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile oluşturulan stratejilerin zararlarını tartışıyoruz. Gıda üretiminde aşırı hormon ve aşırı tarım ilacı kullanımı, farklı tohumlar, genetiğin değiştirilmesi ile getirilen çözümlerin bu defa da gıdalarımızın besin değeri ve kalitesini olumsuz yönde etkilediğini ve bunları tükettiğimizde ise sağlığımızı bozduğunu görüyoruz.

Değişen Beslenme Anlayışı Ve Sağlığa Olumsuz Etlileri

Modern yaşamın yarattığı, giderek daha az hareket eden toplumun fertleri olarak, kilo sorunları artmaya başladı. İstenmeyen kiloları verme adına hızla yayılan, moda dalgalanmaları gibi revaçta olan, diyetler de gündeme taşındı.

Beslenme tarzındaki değişime bağlı olarak;  kilo ve boy skalaları değişti. Boy uzunluğu ortalamaları biraz artı, kiloda ise ciddi anlamda şişmanlığa doğru bir gidişten bahsedilir oldu. Bu beraberinde sağlığı tehdit eder boyutta riskler getirdi. Son yıllarda artan kanser, alerji, obezite ve kalp krizi vakaları gibi toplumun her kesimini etkileyen sağlık sorunları ile geleneksel beslenmenin terk edilmesi arasında ilişki olduğu tezi geçerliliğini korumaktadır. Obezite, nedenleri ve tedavisi, çeşitli platformlarda tartışılmakta ve ülkelerin sağlık politikalarında yer almaktadır. Şaşırtıcı bir diğer sonuç ise, kişilerin sosyo- ekonomik düzeyi arttıkça buna paralel beslenme kalitesini artmak yerine azalttıkları yönündedir. En üzücü olan ve toplumu tehdit eden boyutu ise özellikle gelişme çağındaki çocukların bundan daha fazla etkilenmeleri ve sağlıklı besinler yerine, pratik ama kilo alma yatkınlığını arttırıcı, kalori bombası yiyeceklere yönelmeleridir. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde son yirmi yıl içerisinde beslenme alışkanlıklarında tarz ve şekil olarak ciddi değişimler olduğunu gözlemekteyiz.

Sağlıklı Beslenme Kavramı Giderek Önem Kazanmaya Başladı

Şimdilerde ise “sağlıklı yaşam için doğru beslenme” kavramı ile toplumun bilinçlendirilmesi önem kazanmaktadır. Lezzetli yemek anlayışı yerini sağlıklı beslenmeye bıraktı. Damak zevki ve sağlıklı beslenmeyle çelişen tercihler, toplumun bu konuda bilinçlenmesiyle, vücudun hastalıklardan korunması için, acılı, baharatlı tuzlu, yağlı, kızarmış yiyeceklerden, hamur işi ve kırmızı etten kaçınma eğilimlerini beraberinde getirdi. Özellikle son yıllarda tüketici bilincinin giderek artmasıyla, güvenli olduğu garanti edilebilen ürünler daha çok tercih edilmeye başlanmıştır. “Gıda güvenliği” teriminin sıklıkla kullanılması ile gıda maddelerinde doğal olmayan bileşenlerin olmaması veya zararsız veya kabul edilebilir seviyelerde bulunması yönündeki istekler ise, bu konuda giderek artan bilincin sevindirici bir göstergesidir. Bilgili ve bilinçli tüketicinin seçiciliği, çevre ve doğanın korunması, sağlıklı, organik olanı seçme, kimyasal katkılı olanlardan kaçınma eğilimi sağlıklı olmak adına yüz güldürmektedir.

Artık devir, anneannelerimizin yöntemine dönüp, evlerde hazır gıdalar değil kadınların el emeği göz nuru hazırladıkları ürünler tam tahıllardan yapılmış ekmekler, esmer pirinç, bakliyat tüketmek olmalıdır.

Türk Mutfağı ve Sağlıklı Beslenme Dönüş

Aslında Türk mutfağı ev yemekleri, tencere yemekleri, sebze ve baklagillerden zengin oluşu ile daha fazla lif, vitamin ve mineral içeriğine sahip, sağlıklı ve dengeli bir beslenme şeklini bizlere sunuyor. Çorbalar  (tarhana, yayla, mercimek, sebze çorbaları),etli yemekler  (etli yaprak, kabak dolması, sulu köfte, türlü), balık çeşitleri, yemeklerde her öğünde yoğurt yeme alışkanlığı, zeytinyağlı ile pişirilen yemekler, sağlıklı Türk mutfağının lezzetli, eşsiz ve sağlıklı özellikleridir. Beslenmede geleneksel, doğal ve yerel tatların tekrar keşfedilmesi, sağlıklı olanı benimsemek giderek artan bir trend olma özelliği göstermektedir.

Hazırlayan
Banu Kazanç
Beslenme Ve Diyet Uzmanı
Mart 2016

0 Yorum

Cevap ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*